DUYURU

Klasik Türk müziğinin Avrupa Birliği



Lâmekân Ensemble; klasik Türk müziğini icra etmek için Almanya, Belçika, Fransa ve Türkiye gibi farklı kültürlerden 6 genç sanatkarın bir araya gelmesi ile kuruldu. Yunus Emre Enstitüsü’nün davetiyle ülkemize gelen grup;  geçen Cuma akşamı Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de Osmanlı saray ve halk müziğinden seçkin örnekler sundu. Grubun kurucusu Belçikalı müzikolog Tristan Driessens  Lamekan Ensemble’nin kuruluş hikayesini ve klasik Türk müziğine olan tutkularını anlattı.

-Lamekan Ensemble'nin kuruluş süreci nasıl gelişti?

Hocam Necati Çelik’le çalışmaya devam edebilmek için İstanbul’a geldim. Benim gibi Türk müziği öğrenmek için Türkiye’ye gelen ve yerleşen Ruben Tenenbaum ile tanıştım ve beraber müzik yapmaya başladık. Daha sonra Robbe Kieckens’ın da dahil olduğu bu çalışmalar bir gruba dönüştü Lamekan Ensemble kuruldu. Kısa bir süre sonra da grubu genişletme kararı aldık. Çünkü Klasik Türk müziği saz müziğinden daha çok sözlü esere önem veren bir müzik ve repertuarın büyük çoğunluğu sözlü eserlerden oluşuyor. Grubu genişletme kararı sonrasında Venedik’te Kudsi Erguner’in düzenlediği bir workshopta tanıştığı Rıdvan Aydınlı’ya ve Girit’te Labyrinth Music Workshop’ta tanıştığı Muhittin Kemal Temel’e gruba katılmayı teklif ettik. Sonrasında Simon Leleux da istikbal vaad eden bir perküsyonist olarak bize dahil oldu ve grup şimdiki halini aldı.

-Klasik Türk müziği -temsil ettiği- kültürden kopuk düşünülemez; müzik dışında da Doğu/Türk kültürü ile ilgilisiniz sanırım?

Tabii ki. Doğu ve Batı kültürleri arasında oldukça büyük farklar var. Mistisizm, tasavvuf, sözlü(şifahi) kültürün zenginlikleri vs Doğu kültüründe hala yaşıyor ve yaşatılıyor. Son yıllarda batıda oluşan bu ilgi oldukça ileri boyutlarda ve artarak da devam ediyor. Klasik Batı Müziği bir anlamda miadını doldurmuş vaziyette, yeni üretim kanalları kısırlaşmış vaziyette. Çünkü batı müziğinde kısa ve güzel bir melodi varyasyonlarla, trans pozisyonlarla işlenerek çok sesli hale getiriliyor ve bu çokça yapılmış. Özetlemek gerekirse batı müziği dikey pozisyonda gelişmiş diyebiliriz. Buna karşın doğu müzikleri, çok sesli müzik yapmayan tüm kültürleri bu gruba dahil edebilirsiniz, yatay düzlemde gelişmiş. Melodik zenginlik, ritmik kalıpların zenginliği ve tüm bunların çeşitliliği hiç bitmeyecek bir hazine sunuyor önünüze. Müzikte yaratıcılığın sınırı yok ve bu müzikler aslında hiç ölmeyecek müzikler. Saray müziğini bir kenara bırakarak sadece Türkiye’yi ele alsanız ve müzikal çeşitliğe baksanız bunu görmek çok kolay. Doğu kültürlerini genel olarak ele aldığınızda ise çok büyük, eski ve zengin kültürler bulmanız mümkün. Burada maksat iki kültürü kıyaslamak değil elbette. Genel başlık altında iki kültür de çok gelişmiş ve köklü. Lakin doğu kültürlerinde gelişim, devamlılık daha mümkün.

Batı'da klasik Türk müziğine ilgi büyük

-Batı'da nasıl tepkiler alıyor müzikleri? Oryantalist -farklı- bir tat olarak mı kabul ediyorlar yoksa derin bir ilgi gözlemliyor musunuz?

Doğrusunu söylemek gerekirse  Batıda müziğimize ilgi daha büyük. Hem nicelik, hem nitelik anlamında. Türkiye’de klasik müzik konserleri verdiğinizde konser sonrası aldığınız yorumlar genelde “daha hızlı şeyler çalsaydınız keşke” oluyor. Batıda ise konser sırasında izleyicinin ilgisini, merakını sahneden hissedebiliyorsunuz. Konser çıkışında gelip yaptığınız müzik hakkında, enstrümanlarınız hakkında, okuduğunuz eserlerin güftelerinin ne anlama geldiği hakkında sorular soruyorlar. Bu ihtiyaçtan dolayı biz de CD’ye eserlerin güftelerinin İngilizce ve Fransızca çevirilerini ekledik. Batı kültürüyle yetişmiş insanlar elbette doğu kültürüne bir miktar oryantalist bakış açısıyla yaklaşıyor. Doğuyu öğrendikleri kaynaklar ve içinde yetiştikleri kültür ister istemez bu yöne itiyor insanları. Bu bahsettiğim dar anlamda oryantalizm de aslında kırılmaya başlamış. Karşılaştıkları, dinledikleri bu kültürün ne kadar zengin olduğu hakkında fikir sahibi olmaya başladıklarında sadece değişik bir tat olarak algılamıyorlar, yeni bir kültür ve dünya ile karşılaştıklarını da fark ediyorlar.

Klasik Türk müziği yasaklara rağmen kendini korudu

-Klasik Türk müziği Osmanlı'nın son döneminde ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında kimi zorluklar yaşadı; yasaklandı. Hatta bu konuda Türklere ilk uyarılar Batılı müzisyenlerden gelmişti; yasağın doğru olmadığını söylemişlerdi. İlk aklıma gelen örnek Macar Hindemith... Bunun hakkında neler söylersiniz?

Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan zorluklar Türk müziğinin yasaklanmasında ziyade, daha fazla gelişim gösteren batı medeniyetini yakalamak amacıyla uygulanan batılılaşma politikalarıydı. Cumhuriyet döneminde bu politikalar artarak devam etti malumunuz üzere. Hatta daha şiddetli bir hal aldı. Maksat yeni devletin eskisinden farklı olduğunu, yönünü tamamen batıya döndüğünü göstermekti. Eskiyle bağları tamamen koparmaktı. Büyük ölçüde başarılı da olundu bu politikalar neticesinde. Birçok geleneksel sanat unutuldu veya büyük ölçüde yara aldı. Müzik de tabii ki bunlardan payına düşeni aldı. Kurumları kapatıldı, eğitim olanakları, icra olanakları kısıtlandı veya toptan kaldırıldı. Tüm bunlara rağmen Türk müziği varlığını büyük oranda korumuş. Lamekân Ensemble de aslında bunun delillerinden biri. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden insanların Klasik Türk müziği veya Osmanlı Saray Müziği diye de adlandırabileceğimiz müzik etrafında bir araya gelmiş olması bu müziğin yaşadığını gösteriyor.

Çok değerli Türk müzisyenlerden destek alıyor Lamekân. Çalışmanızda nasıl bir uyum/süreç çıkıyor ortaya?

Bu sanat dallarının usta-çırak ilişkisi vardır.  Bu bağlamda bize destek veren önde gelen müzisyenler, sadece işlerini yapan insanlar değil; bu kültüre sahip çıkan, talebeler yetiştiren ve birikimlerini aktaran insanlar. Türk müziği yapısı itibariyle koca bir dünya, büyük bir derya .Örneğin Derya Türkan, bu yukarıda bahsedilen özelliklere  fazlasıyla haiz bir sanatkâr. Lakin kayıtlar sırasında olsun, konserler sırasında olsun küçücük bir hareketiyle bile büyük değişiklikler yaratıp tüm grubun seviyesini yukarı taşıyabiliyor. Yoğun turneleri arasında, albümün mixing ve masteringlerini yapan Yurdal Tokcan var mesela. Dünyanın önde gelen (ki bize göre göre en iyi) ud icracısı. Ayrıca Kudsi Erguner, dünyanın her yerinde yaptığı çalışmalarla öne çıkan bir neyzen. Zikrettiğim isimler lamekan ensemble’a bizatihi destek vermiş sanatkarlar. Burada daha ismini zikretmediğimiz onlarca ustamız, hocamız var. Her biri maddi manevi bizlere destek olmuştur.

Hedeflerinizi merak ediyorum? Yani, amaç, ortaya bir harmoni çıkarmak mı yoksa "farkları" göstermek mi?

Farkları göstermek gibi bir amacın varlığından söz edilemez. Her şeyden önce grup üyelerinin hepsi  işi layıkıyla yapmak için elinden geleni yapıyor. Bir batılı gözüyle eserleri yorumlayalım gibi bir amaçtan ziyade, bir batılı olduğum halde bunu olması gerektiği gibi nasıl icra ederim sorusu ve çabası ön planda. Yaşanan tek tipleşmeyi bir anlamda eskiye döndürmek, farklılıkları bir potada eritmek; birliktelik ve zenginlik yaratmak bu grubun esas amacı. Farklılıkların ayrışmaya değil zenginleşmeye yol açacağını göstermeye çalışıyor aslında Lamekân. İsminden de anlaşılacağı üzere mekanın zenginliklerini beraberinde taşıyarak mekandan soyutlanmaya ve bir araya gelmeye çalışıyor.  Bu amacımıza yine amacıyla destek olan ve Türk kültürünü, tarihini ve dilini diğer ülkelere de tanıtarak bir kültür köprüsü yaratma konusunda oldukça başarılı olan Yunus Emre Enstitüsü’ne bu süreç için çok teşekkür ediyoruz. Çünkü bu konseri onların daveti üzerine verdik. Bizi bu aşamada desteklediler ve sayelerinde muhteşem bir kitleye konser verdik. Gördüğümüz ilgi de bizi oldukça memnun etti. Daha önce de dediğim gibi müziği halka indirgememek gerekir. Halka değerli müziği sunarsanız zaten halk bunu takdir edecektir. Ve nitekim de etti. Teşekkür ediyoruz.

Lamekan Ensemble'de kimler var...

Grup çok farklı kültürlerden bir araya geliyor, tıpkı Osmanlı toplumunda olduğu gibi. Grubun bu özelliğinden yola çıkarak, Tayyip Erdogan, Kaddafi gibi isimlerin belgeselini yapmış Ersen Kıyga tarafından bir belgesel de çekiliyor.

Grubun kurucusu Tristan Driessens Batı müziği üzerine eğitim almış bir müzikolog. Belçika’daki Araplarla tanışıklığından dolayı önce Arap udu öğrenmeye başlıyor. İlerleyen zamanlarda ünlü Türk udisi Necati Çelik’in Viyana’da verdiği bir workshopa katıldığında Türk tarzı ud öğrenmeye karar veriyor ve devamında masterını ve kariyerini Türk udu üzerine yapıyor.

Ruben tenenbaum Türk müziği öğrenmek üzere İstanbul’a yerleşen bir kemancı. Necati Çelik vasıtasıyla tristanla tanışıyorlar ve tristanin Belçika’dan arkadaşı olan ritim sanatçısı robbe kieckens ile lamekân ensemble kuruluyor. Grup baslarda Türk müziğinin enstrümantal eserlerini (saz eserlerini) icra ediyor. Sonrasında grubu genişletme kararı alıyorlar.

Venedik’te her sene düzenlenen, Kutsi Ergüner'in liderliğinde bir workshop yapılıyor. Bu workshopa burslu katılmaya hak kazanan Rıdvan Aydınlı ve Tristan Driessens burada tanışıyor ve kısa bir sure sonra Rıdvan Aydınlı da solist ve neyzen olarak gruba dâhil oluyor.

Rıdvan Aydınlı lise yıllarında başladığı ney ile müzik yaşantısına başlıyor. Ekonomi eğitimi için geldiği Boğaziçi üniversitesinde, başkanlığını da yaptığı Boğaziçi un. Türk müziği kulübüne giriyor. Burada, Hakan Alvan ve Gönül Paçacı nezaretinde ney ve Osmanlı müziği eğitimine devam ediyor.

Muhittin Kemal Temel gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da dünyaya geliyor. Unlu kanun sanatçısı Göksel Baktagir ile çalışıyor. Girit’te düzenlenen bir müzik kampında Tristan driessens ile tanışıyor ve icrasından etkilenen driessens onu gruba davet ediyor.

Simon Leleux yine Tristan'in Belçika’dan tanıştığı ve çalıştığı gelecek vaat eden bir perküsyon sanatçısı. Zohar fresco, kudsi ergüner gibi ünlü isimlerle çalışmış, Rotterdam müzik konservatuvarından mezun ve yine ayni bölümde master yapıyor.

STAR GAZETESİ



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön