DUYURU

Osmanlı İstanbulunu kavrayabilmiş değiliz



29 Mayıs Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen Osmanlı İstanbulu Sempozyumu’nun üçüncüsü romanlarında İstanbul’u anlatan yazarlar Beşir Ayvazoğlu, Selim İleri, Mario Levi ve Ahmet Ümit’in bir araya geldiği oturumla son buldu.

 

İstanbul’un dünü ve bugününü yazdıkları romanlarla kayıt altına alan, şehrin kimliğini, renklerini, duygusunu kelimelere döken usta yazarlar Beşir Ayvazoğlu, Selim İleri, Mario Levi ve Ahmet Ümit, İskender Pala’nın moderatörlüğünü üstlendiği Edebiyatçıların Gözüyle İstanbul başlıklı panelde İstanbul’a dair kişisel hikâyelerini ve nasıl bir İstanbul’u kaleme aldıklarını anlattılar. Has ve sahih bir İstanbullu olan Mario Levi ve Selim İleri’nin sonradan İstanbullu olan Beşir Ayvazoğlu, Ahmet Ümit ve İskender Pala’ya tatlı sataşmalarıyla renklenen panelde yazarların İstanbulla ilk buluşma hikâyeleri de ilgiyle dinlenildi.

 

Antep’ten üniversite öğrenimi için geldiği 1970’lerin İstanbul’unda ilkin büyük bir şaşkınlık yaşadığını anlatan Ahmet Ümit, şehri tanımak için öyle meydanları keşfettiğini söyledi.

 

“Geldiğim küçük şehrin getirdiği kapalılık ve muhafaza duygusu bir güven sağlıyordu. İstanbul’da o kırıldı. Çok sert bir dönemdi. O zaman tiyatrodan sinemadan çok mezarlığa gidiyordum. Çünkü her hafta bir arkadaşımız ölüyordu, onun cenazesine gidiyorduk. Korkunç bir dönemdi, çok büyük politik olaylar, çatışmalar yaşandı” diyen Ahmet Ümit, İstanbul’a geldiğinde hayatın devasa bir boyut kazandığını ancak çok derinlerde alttan alta büyük bir güvensizlik duygusu yaşadığını anlattı. Sömestrde Antep’e döndüğünde ‘bir daha gitmeyeyim İstanbul’a’ dediğini ancak üç gün sonra bu duygunun yerini İstanbul özlemine bıraktığını söyleyen Ümit, “Dünyanın en zor şeyi insan ruhunu anlatmaktır. Bu şehir de insan ruhu gibi. İnsana dair olan her şey, en yüce şeyler, en aşağılık şeyler, en kötü ve en iyi şeyler, büyük güzellikler, büyük çirkinlikler, acılar, mutlulukları içinde barındırıyor” şeklinde konuştu.  

ŞEHRİ ORTADAN KALDIRIYORUZ

 

Ahmet Ümit sözlerine şöyle devam etti: “Osmanlı İstanbul’undan önce yaşanan 7 bin küsur yıllık bir uygarlık var. Bu şehrin bir tarihi var ve bugününü doğru anlamak için o tarihi bilmek lâzım. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığı zaman Osmanlı tarzı yaşam biçimini külliyelerle önerdi. Önerdiği diğer uygarlıkların yanı sıra bizim yaşam biçimimiz de budur önerisiydi. Bu da onun kafasındaki emperyal uygarlığa denk düşüyordu.” Bugüne gelindiğinde bu bilinçten uzaklaşıldığının altını çizen Ümit “Osmanlı İstanbulunun ne olduğu kavrayabilmiş değiliz. Bunu kavrayamadığımız için de kendi medeniyetini bulamamış şuursuzca bir ilerleme içersinde medeniyet diye çirkin iğrenç binaları sunuyoruz. Şehri ortadan kaldırıyoruz. Bu şehrin tarihini bilememekten kaynaklanan bir şuursuzluktur. Sorun burada doğmak değil bu şehri anlamak, bu şehre sahip çıkmak. İstanbulluluk bilinci yaratmak zorundayız. Bunu yaptığımız zaman bize rağmen hâlâ dünyanın en güzel şehrini korumuş oluruz. Biz biraz da bu öfkeyle yazıyoruz. Bu şehre sahip çıkamamanın getirdiği çaresizlik öfkeye neden oluyor” diye konuştu. 

 

TARİHİ YARIMADANIN SAĞINA VE SOLUNA BAKMAYIN

 

Şehrin ruhuna nüfuz eden yazarlardan Beşir Ayvazoğlu da hikâyesi Anadolu’da başlayan İstanbul yazarlarından biri olarak Dersaadet’le hem mutluluk hem acı dolu ilk karşılaşmasından söz ederek başladı konuşmasına. “Küçük bir yerden gelince İstanbul bize dünyalar kadar büyük bir şehir gibi görünmüştü. Beni en çok etkileyen gecesiydi İstanbul’un” diyen Ayvazoğlu, “Biz Ortaçağ’ın içinden gelmiştik ve İstanbul bir mucize gibi görünüyordu. Geldiğimiz yerde geceleri sokaklar ölgün ışıklarla aydınlatılmaya çalışırdı, o karanlık sokaklardan İstanbul’un ihtişamlı aydınlığının içine girince Binbir Gece Masalları’nın içine girmiş gibi hissettim. O tarihten itibaren İstanbul’un geceleri üzerine bir şeyler yazmak isteğim bir vakıa haline geldi. Nitekim yıllar sonra Geceleyin Dersaadet diye bir kitap kaleme aldım” şeklinde devam etti sözlerine. Ahmet Rasim’in, Yahya Kemal’in Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kitaplarıyla şekillenen bir masal dünyasında tanıdıktan sonra İstanbul’u gördüğünü söyleyen Ayvazoğlu, “İstanbul’un sokaklarını anlatmayı da seviyorum. Çünkü erken yaşlarda Ahmet Rasim’in kitaplarını okumuştum. İstanbulla ilgili bir şeyler hissetmek bir bakış açısı yakalamak istediğimde Ahmet Rasim’in kitaplarına müracaat ediyorum” şeklinde konuştu. Panelde has ve sahih İstanbullu olarak konuşan isimlerden ilki Mario Levi’ydi. “Bana göre toplumsal hafıza da önemlidir. Toplumsal hafıza dediğimizde de zaten İstanbul’un çok önemli bir özelliği ortaya çıkıyor. O da tarih duygusu. Öyle bir şehirde yaşıyoruz ki belki birçok taşında bin yıllara dayalı bir tarih var bunun ne kadar farkındayız” sorusunu soran Levi, “Tarihi yarımaya baktığınızda Bizans’ın ve Osmanlı’nın şehre ne kadar büyük bir saygı duyduğunu görüyorsunuz. Şimdi Haydarpaşa Garı’ndan sadece tarihi yarımadanın olduğu yere bakın. Ne sağınıza bakın ne de solunuza çünkü o zaman çok çirkin bir İstanbul göreceksiniz” dedi.

 

Selim İleri ise İstanbulla kurduğu kişisel bağı anlatmak yerine Refik Ahmet Sevengil’in yeniden basılan Türk Tiyatrosu Tarihi kitabından sözaçtı. Bu kitabın aynı zamanda bir anlamda İstanbul tarihi olduğunun altını çizen İleri, kitabın İstanbul yaşaması üzerine olağanüstü bir belge özelliği taşıdığına dikkat çekti. “Bizim operayla ilk temaslarımızdan, eski saray tiyatromuzdan söz açan bu kitap, dipnotlarıyla özellikle İstanbul’un belgelerini de bize sunar. Sevengil, eseri kaleme aldığı dönemde hiç bilinmeyen belge ve bulgulara ulaşmış” diyen İleri, kitabın satır aralarında İstanbul’un yakın tarihine ilişkin çok ciddi veriler bulunduğunun altını çizdi. “İstanbul’u yazarken, yazmaya çalışırken daima böylesi kitapların kılavuzluğunda ve onların yönlendirişiyle hareket edebildim” şeklinde konuşan Selim İleri, 1980’lerde Nezihe Araz’la birlikte kaleme aldığı Afife Jale senaryosunu da Refik Ahmet Sevengil’in bu kitabına borçlu olduğunu ifade etti. İstanbul’u en iyi yazmış olan Refik Halid Karay’ın da dili ve anlatımı ile İstanbul’un en büyük temsilcilerinden biri olduğunu anlatan İleri, geçmiş İstanbul’u, o İstanbul’da neleri yitirdiğimizi anlamak açısından bu yazarları mutlaka okumak gerektiğini sözlerine ekledi.  

 

Gülcan Tezcan

STAR GAZETESİ / SANAT



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön