DUYURU

Düşünür Ayşe Şasa’dan geriye kalan hazineler



16 Haziran’da sene-i devriyesini idrak ettiğimiz Ayşe Şasa hanımefendi için Sahrayıcedid’deki Rauf Orbay aile kabristanındaki kabri başında okunan dualar ve sonrasında yapılan kısa güzel konuşmalarla, bir kez daha Ayşe hanımın gönül dünyasına bir temaşa yolculuğunda bulunduk. Çok sıcak bir havanın ardından sağanak şeklinde yağan yağmur, hem bir rahmet göstergesi hem de Ayşe hanımın dilinden hiç düşürmediği bir ‘bereket’ nişanesi gibiydi. Hayatla ölümün birbirinin ayrılmaz bir parçası olduğunu iyice düşünerek, dolayısıyla da dünyanın tali aslında ölümün asli olduğunun şuuruyla, bu sınırlı hayatımızda geçmiş zamanın hatıraya dönüşen zaman dilimleri arasında bir gezintiye çıkan zihnimizin labirentlerine dalmaya başlarız.

 

Yokluğuna alışamadığımız, varlığını hep yanımızda hissetmek arzusunda olduğumuz Ayşe hanımın, zaman zaman zorlu hayatının yanında iletişime geçtiği kişilerin ruh dünyasını şaşırtıcı şekilde sağaltıcı tavrı ve hali mevcuttu. Kendi geçtiği yeni varlık tasavvuruyla hep bir hayret makamında olmayı tercih ediyor ve alemi temaşa etmeyi olgun, daha doğrusu kemale ermiş bir insan vasfıyla tecrübe ediyordu. Hayati olgulara yaklaşımı, hep görünür olanın yani zuhuratın ötesinde metafizik olanla temasa geçerek, sebepler dünyasının batıni boyutuyla ilgilenmek şeklinde tezahür ediyordu. Tasavvufi neş’e belki de her daim peşinde olduğu bir halet-i ruhiyeydi. Dünyanın kasvet boyutunu yakından deneyimleyen biri olarak, alacakaranlığın, gri tonların, ruh sıkıntısının oldukça bilincinde ve bunları aşmanın yolunun ancak yeni bir varlık algısı yoluyla olabileceğinin adeta mücessem bir timsaliydi.

 

Varlık ve yokluk arasında

 

Konuşma tonunun hala kulaklarımızda yankılandığı Ayşe hanımın, birçoğumuz için büyük bir anlam ifade eden varlık değeri, hali, sözleri, heyecanları, soruları, sessizlikleri ve söylemedikleriyle nasıl bir değer olduğu onunla irtibatta olanlar için malumdur. Bu ruh varlığı ne denli dolu dolu ve hissedilir bir frekansta gerçeklik buluyorsa, fizik varlığının yokluğu da o denli boşluk ve eksiklik hissiyatı doğuruyor, bu fani olduğunu bildiğimiz ama kimi zaman unuttuğumuz dünyada.

 

Ayrıca ünsiyet hissettiğimiz şahsiyetler ve yakınlar camiasıyla da aynı halkada algılıyoruz kendi mahiyetini ve birgün bizlerin de aynı hakikatle karşıkarşıya kalacağımızın reddedilmez gerçekliğini. İçinde bulunduğumuz mübarek ayın doğurduğu kimi çağrışımlarla, varlık alemiyle sonsuzluk alemi arasında nasıl da zayıf ve kırılgan varlıklar olduğumuz, bu manada hiç de kendimizi bir şey sanmamız hususunda bir örneklik teşkil etmekteydi, Ayşe hanım. Herşeyde bir hayır vardır ve sebeb-i hikmete yönelmek gerekirin de yaşayan emsaliydi adeta. Sinema da bu anlamda çok zengin bir zemindi; fizik, metafizik ve mistik, giderek tasavvufi ya da hikmet ve irfana dair bir dünya tasavvuru için. Muhayyilenin bu minvalde mekanize edilmesiyle, sinemasal gerçeklikle hayati gerçekliğin uzlaşır bir uyumundan sözetmek mümkün olabilecekti. Dolayısıyla yeni bir gözle bakılan Türk sineması ve dünya sineması, kozmolojik algının mikrokozmik gerçekliğini resmedebilmenin ipuçlarını gerek birebir gerekse satır aralarında bize bir hazine olarak sundu. Allah rahmete garkeylesin.

 

İhsan Kabil

STAR GAZETESİ / SANAT



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön