DUYURU

Padişah semti



‘Dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.’ Doğruluğu tam bilinmese de, bu söz, Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart’a atfedilir. Velev ki Napolyon’un ağzından böyle bir cümle çıkmamış olsun, yine de İstanbul üç büyük imparatorluğa ev sahipliği yapmış kadim bir şehir. İstanbul dünyanın gözbebeğiyse, İstanbul’un gözbebeği neresi? Bu soruya hiç düşünmeden ‘Fatih’ yanıtını verebiliriz. Zira  Fatih, İstanbul’u İstanbul yapan göz kamaştıran tarihi hazinelerin evi. Malum burası Suriçi. Topkapı Sarayı ile en görkemli camiler (Süleymaniye, Sultanahmet) ve Bizans dönemine ait yapılar burada yer alıyor.

 

1453’te İstanbul’u Türk İslam dünyasına kazandıran Fatih Sultan Mehmed, fetihten hemen sonra, şehri imar faaliyetine girişti. Surları tamir ettirdi. Bakımsız ve harap durumdaki Ayasofya yeniden hayat buldu. Fatih’te, Sultan’ın adını taşıyan Camii ve Külliye ile Topkapı Sarayı’nın inşası başladı.

 

1509’da artçılarıyla birlikte 45 gün süren büyük bir deprem yaşadı İstanbul. Yarımada’da da pek çok eser yerle bir oldu. Sultan II. Bayezıd (1510) tarafından şehir, 80 bin kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden kuruldu.

 

 

 

İSTANBUL’UN ALTIN ÇAĞI

 

Kanuni Sultan Süleyman’ın tahtta kaldığı 1520-1566 yılları arasındaki 46 yıllık dönem imparatorluk için olduğu kadar İstanbul için de göz kamaştırıcı sonuçlar getirdi. Mimar Sinan’ın eserleri, şehrin bugün dahi izlenen silüetine damga vurdu. Süleymaniye, Şehzadebaşı, Sultan Selim Camii, Mihrimah Sultan Cami ve sayısız eser... Tanzimat’la birlikte rüzgarların batıdan esmeye başladığı mimaride Cumhuriyet dönemi yoğun imar faaliyetlerine sahne oldu. Menderes döneminde (1954-1960) yoğun göçle birlikte yapı ihtiyacı ortaya çıkınca, çok katlı beton yapılar da artmaya başladı. Şehrin merkezi olan Tarihi Yarımada’da geniş caddeler açıldı. Ne yazık ki bu imar faaliyetleri aynı zamanda pek çok tarihi eseri de beraberinde götürdü. Bugün itibariyle 10 bin 500 civarında kayıtlı eserin bulunduğu Fatih’in dört bölgesi; Ayasofya, Süleymaniye, Zeyrek ve tarihi surlar UNESCO Dünya Miras Listesi’nde... Geçen hafta bir araya geldiğimiz Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, tarihi eserlerin restorasyonu ile ilgili bilgiler paylaştı. Fatih’te 150 milyon TL kaynak ayrılarak son 10 yılda 300 tarihi eserin restorasyon işleminin gerçekleştirildiğini söyledi. Bilirsiniz, Türkiye’de ‘tarihi eser’ deyince Diyanet’ten Vakıflara, Kültür Bakanlığı’na, belediyelere kadar pek çok kurum ve kuruluş devreye giriyor. Yani bir tarihi eserin mülkiyeti kime ait diye sorulduğunda iş çatallaşabiliyor. Hal böyle olunca restorasyon çalışmaları sırf bu yüzden bile gecikebiliyor. Bir tarihi yapının restorasyonuna harcanan bürokratik efor, restorasyonun kendisinden daha çok vakit alıyor.

 

Öyle görünüyor ki tarihi eserleri bekleyen tehlikeler arasına, zamanın ve ilgisizliğin yıpratıcılığı kadar bürokrasiyi de eklemek gerekiyor.

 

Bedir Acar

STAR GAZETESİ



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön