DUYURU

‘Batının manevi ajanı’ olarak Türk aydını



Dün bu sayfada, tarihçi Prof. Dr. Halil Berktay’ın, her fırsatta ülkelerini yabancı devletlere şikayet eden aydınlar hakkında ‘Yeni Mandacılar’ tanımlamasını okudunuz. Türkiye ziyareti öncesinde Merkel’e hitaben ‘Türkiye’ye gelme, yoksa Cumhurbaşkanı’na ve hükümete destek vermiş olursun’ şeklinde açık mektup yazan 100 akademisyenin tavrı üzerine bu sözü söyledi Halil Hoca; mektubun asıl amacına da işaret ederek: ‘Demokrasi, rejim, katliam derken, sonuç PKK terörüne uluslar arası destek isteniyor.’

 

Bir asırdan fazladır gelenek ile bağlarının koparılmaya çalışıldığı Türkiye’de aydınlar konusu hep tartışılageldi. Bizzat Atatürk, aydın kesiminin bu ülkeyi tanımadığını söyler örneğin. Attila İlhan’in Hangi Batı adlı kitabında, Atatürk’ün şu sözlerine yer verilir: ‘Münevverlerimiz belki bütün cihanı tanır, lâkin kendimizi (kendi milletimizi) bilmez.’

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, ‘kişiliksizleştirilmiş köle’ anlamına da gelen ‘Mankurtlar’ diye ifade ettiği bu aydın tipini, yazar Cemil Meriç’ten bir cümleyle eleştiriryordu: ‘Bu ülkeyi yaşanmaz bulanlar bu ülkeyi yaşanmazlaştıranlardır.’

 

Türkiye’nin aydın problemi siyasetin olduğu kadar edebiyatın da gündeminde oldu. Tartışma, Tanzimat’tan beri süregeliyor.

 

Türk aydınını ‘Kendi toprağından sökülmüş, aykırı bir acayip nebat’ olarak tanımlayan Yakup Kadri, Kiralık Konak romanında maziden kopamayan, yeni hale de tutunamayan aydının çıkmazını resmeder. Bu çıkmaz karşısında A. Hamdi Tanpınar da ‘Yeni bir hayat lazım. Fakat sıçrayabilmek, ufuk değiştirmek için dahi bir yere basmak lâzım. Bir hüviyet lâzımdır. Bu hüviyeti her millet mazisinden alıyor. Türkiye’nin Türkiye olabilmesi ancak kendi şartları içinde yürümesiyle kabil olur’ şeklinde fikir beyan eder.

 

Bugün, Tanpınar’ın eserlerinin her kesimden yayınevi tarafından yeniden basılması ve okur nezdinde karşılık bulması, belki de, Tanpınar’ın yukarıda zikredilen bakış açısının bir sağlamasıdır.

 

Yüzde 10 hain kontenjanı

 

Ünlü şair Attila İlhan vefatından bir yıl önce (2004) katıldığı televizyon programında Türkiye’nin içinde bulunduğu zor koşulları değerlendirirken aydınları eleştiriyor ve “Türk aydını dediğimiz kişi Batı’nın manevi ajanıdır, şimdi (bir kısım) aydınlar haysiyetten önce banka hesabına dikkat ediyor” diyordu. Türkiye’nin yüzde 10’luk hain kontenjanı olduğunu öne süren  İlhan, aynı programda, ‘Türkiye’de basın Türk değildir’ cümlesini de kullanıyor ve bu savını şöyle temellendiriyordu: ‘Türkiye’de basın Türk değildir çünkü Türk basını Türkiye’nin çıkarlarını korumuyor. Türkiye’de özel kanallar özgür değildir çünkü özel kanallar sermaye kanalları olmuştur.’

 

Cumhuriyet aydını kurtarılmış ya da kurulmuş yeni devletin halkını kurtarmayı kendisine dava edindi. Ancak bu davasında halkı anlamaya, saygı duymaya çalışmaktan ziyade onu hizaya sokmaya, terbiye etmeye çalıştı. Kimi zaman küçük görerek, kimi zaman haklarını gaspederek, yasaklayarak... Ne diyordu üstat Necip Fazıl: Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

Bir Bilim Adamının Romanı

 

Türk edebiyatının en özgün isimlerinden Oğuz Atay da ‘Bir Bilim Adamının Romanı’ adlı eserinde Cumhuriyet devri aydın politikasını şöyle özetliyor: ‘Tanzimattan beri bu ülkede biraz karışık ve belirsiz bir savaş veriliyordu. Eski kültürün, medeniyetin yanı sıra, batıdan bazı birlikler getirtilerek, savaşa sokulmuştu. Yüzyıl kadar önce de, yeni görünüşlü bir takım adamlar çıkmıştı ortaya. Bu adamlar ülkeye yeni ayak basan yabancılar gibiydi. Her konuda değişik görüşlerle ortaya çıkarak, her konuda bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı. Fransız ansklopedicileri gibi bir şeylerdi bunlar. Her telden çalıyorlardı.’ Devam ediyor Oğuz Atay ‘ (Değişim )1930 yıllarında da bütün gücüyle esiyordu. Aceleden, yeni kılıklar batıdan ithal edilirken, kafaların ithali unutulmuştu; ya da gümrüklerden çekilmemişti. Saçı ve sakalı uzun olan -biraz uzun tabii- şairler filozof sanılıyordu: tarih, dil, sosyoloji gibi konularda biraz fikri olanlar -ya da fikri varmış gibi görünenler- bilgin olarak saygı görüyordu. Böyle bilginler de, biraz vakit geçince, artık olgunlaşmıştır düşüncesiyle hemen profesör yapılıyordu.’

 

Cengiz Aytmatov’dan Bir mankurt hikayesi

 

Cengiz Aytmatov’un pek çok dünya diline çevirilen Gün Olur Asra Bedel adlı eserinde yer verdiği ‘Mankurt’ hikayesi bugün sosyal psikoloji literatürüne bir deyim olarak girmiş önemli bir tanımlama. Aytmatov’un tarifine göre bir mankurt kim odluğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmez. İnsan olduğunun bile farkında değildir. Bilinci, benliği olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlar. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arz etmeyen bir köledir.

 

Peki bir insan nasıl mankurtlaştırılır? Türk, Altay ve Kırgız efsanelerine göre Mankurt haline getirilmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak Güneş altında bırakılır. Deve derisi kurudukça gerilir. Gerilen deri başı mengene gibi sıkar ve inanılmaz acılar vererek aklını yitirmesine neden olur. Böyle bir kişi bilinçsiz ve her istenen şeyi sorgusuzca yapan bir köleye dönüşür.

 

Bedir Acar

STAR GAZETESİ / SANAT



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön