DUYURU

Kitaplara da bir tabip lazım



Nerede yıpranan, yorgun düşen bir kitap varsa Mücellid Rafet Usta’nın atölyesinde buluyor kendini. Şifa kazanarak ayırılıyor oradan...

 

Murat ÖZTEKİN

 

Her hastanın bir tabibi, her yıpranmışın bir tamir edicisi var. Peki ya kitaplar bundan müstesna mı? Değil elbette! Onlar da okunuyor, ellerde hırpalanıyor, nihayetinde bir köşeye bırakılıp yalnızlığa terk ediliyor. Bu esnada kimilerini kurtlar kemiriyor, kimileri gazabına uğruyor rutûbetin. En çok da vefasızlık bitiriyor kitapları; genç nesillerin okuyamadığı cinsten olanlar ayrı bir çöküyor. Sonra talihsizleri çöpe gidiyor, hamura dönüyor. Şanslı olanları ise bir tabibe rastlayıp yeniden ‘hayat buluyor’ onun ellerinde. Kitapların tabipleri de mücellitler! Malumunuz mücellit, kitapların zırhı olan ciltleri yapan, süsleyen ve gerektiğinde incelikle restore eden kimselere verilen ad. Rafet Güngör Usta da o tabiplerden biri…

Kendisiyle konuşmak için tarihin açık havada sergilendiği sokakları adımlayıp, Ebul Vefa hazretlerine Fatihalar göndererek ilerliyoruz İstanbul Vefa’ya... Yolun sonunda ışığının el yazması kitaplar olduğu küçük bir atölyeye adım atıyoruz. Bir yığın kitap ve eski aletler arasında, el yazması bir Mushaf-ı şerîfin cildini tadil ederken buluyoruz mücellit Rafet Güngör’ü... 50 yıldır bu işi yapan Rafet Usta, hiç solmayan güler yüzüyle tarif eder gibi başlıyor anlatmaya: “Eyüp Orta Mektebi’nde okurken el sanatlarına çok meraklıydım. Mektepten sonra Süleymaniye Kütüphanesi’nde bir imtihan açıldı. Bu imtihanı kazanarak çalışmaya başladım. İlk hocam İslam Seçen’den işin inceliklerini öğrendim. Burada yıllarca el yazması kitapların tadilini yaptık. Derken öğretici oldum, Anadolu’nun her yerinden gelen talebelere ciltçiliği anlattım.”

 

REKLAM

 

ads by AdMatic

ABBASİ, MEMLUK, OSMANLI…

 

“Ciltçilik, insanoğlunun kâğıtla tanıştığı ilk günden beri var olan bir sanat” diyor Rafet Usta ve şöyle devam ediyor: “Bu sanat sayesinde kitaplar korunarak, sonraki nesillere aktarılabiliyor. Ecdat ilme ve kitaplara çok ehemmiyet verdiği için ciltçilik bizde çok gelişmişti. Ciltler, sağlamlık için sahtiyan deriden yapılır, bununla kalınmaz üzerlerine de enfes desenler işlenir. Bu yüzden mücellitlerin, cilt yapımından anlaması lazım geldiği gibi, hattan, tezhibe kadar klasik sanatların her birine biraz vakıf olması gerekiyor. Dahası Osmanlıca da bilmek, biraz lügat karıştırmış olmak gerek.” Mücellitliğin ince bir meslek olduğunu söyleyen Güngör, “Bu iş acemiliği kabul etmez. Arapça’da “Hı” harfiyle “Halaka”, yaratmak manasına gelir, “Ha” harfiyle bunu yazdığınızda tıraş etmek demek olur. İki harf arasındaki küçük bir nokta farkını işlememek bakın nelere sebep oluyor” diyor. 

Ciltler, yapım tarzlarına göre sınıflara ayrılıyormuş; Memluk cildi, Abbasi cildi, Osmanlı cildi, İran cildi gibi çok sayıda ekol mevcutmuş. Mesela Memluk ciltlerinde ‘Mühr-ü Süleyman’ gibi köşeli süslemelerle giriftler yer alırken, Osmanlı ciltlerine kompleks çiçek motifleri hâkim. Bazen şehirler arasında da cilt farkı olabiliyormuş. Mesela, Diyarbakır’daki ciltlerde bakır madenine işlenmiş motifler yer alıyormuş. Tabii bunda bir zamanlar Halife Harun Reşid’in, yazılan kitaplara ağırlığınca altın mükâfat vermesinin rolü de varmış. Ebru ve kumaşla süslenmiş ciltler de farklı tarzlar olarak kullanılagelmiş. Bir cilde yapılan restorasyon bu ekollere göre tatbik edilirmiş.

 

KAPAKTAKİ GİZLİ MANA

 

Sonra ciltlerde bazı manalar da saklı olabiliyormuş. Mesela atölyede elimize aldığımız bir Abbasi cildinin üzerinde yer alan şemse, köşebent ve zencerek gibi motiflerin sayısıyla kitabın yazıldığı tarihine göndermede bulunulmuş. Arka kapağında 4 defa tekrar eden “Maşallah” hattıyla ise 4. Abbasi halifesi Sultan Mûsâ el-Hâdî’ye işaret olunmuş. Ayrıca Kur’an-ı kerimlerin ciltlerine ayet-i kerimeler işlenir, hadis kitaplarına da hadis-i şerifler yazılırmış ki dışarıdan ne olduğu anlaşılsın. Rafet Usta bunu “Kitabın iç ile dışının müsemma olması” diye adlandırıyor.

Dünyanın her yerinden çok sayıda talebe yetiştiren Rafet Usta, klasik sanatlara ve maziye olan rağbetin giderek azalmasından da şikâyet ederek şöyle konuştu: “Bugün çeşmelerin üzerindeki Osmanlıca metinleri bile okuyamıyoruz. Medya ve futbol beynimizi esir almış durumda. Tarihî eserlerimizi bile başkaları tadil ediyor. Peygamberimizin Hırka-i şerifini de ‘Payitaht’ın evlatları değil İtalyan bir bayan restore etti. Bu bizim için utanç...”

 

İBNİ ASAKİR'İN ESERİNE CİLT

 

Rafet Usta, 80’li yıllarda Suriye’nin başşehri Şam’a giderek, Hafız Esad Kütüphanesi’ndeki eşsiz el yazma kitapları restore etmiş. Bu seyahatini şöyle anlatıyor: “İskenderiye Kütüphanesi hep yakılmış diye biliriz ama aslında oradaki kitapların bir kısmı Nizamiye Medreseleri ’ne nakledilmiş. O kitaplar bugünkü Suriye’ye kadar ulaşmış. Bu eserlerin arasında büyük âlim İbni Asâkîr’in ‘Tarih-i Medineti’d-Dımışk’ adlı el yazması kitabının dünyadaki tek nüshası da mevcut. Hafız Esad, bunu restore ettirmek için Rusya ve İran’dan mütehassıslar çağırmış. Fakat yaptıkları iş beğenilmemiş. Sonra bizi davet ettiler, bu eserin restorasyonunu yaptık.”

 

TÜRKİYE GAZETESİ / KÜLTÜR-SANAT



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön