DUYURU

Asaf Halet: Bir meydan okumaydı



Bir kurgu... Daha cazip bir hale getirmek için kullandığım bir yazış tekniği. Bazı filmlerde sondan başlar geriye döner ya, öyle... Sıradan bir şey yazacaksanız niye yazasınız ki? Her yazdığınız farklı bir şey olacak ki bir anlam ifade etsin.

 

Zaten iyi bir biyografi kendini aşmalı diyorsunuz?

 

Elbette... İyi yazılmalı, edebî bir tad taşımalı, sağlam, kendine has bir kurgusu olmalı, okuma zevki ve heyecanı uyandırmalı. Birkaç sayfa okunduktan sonra bir kenara atılan kitaplar yazmaktansa, yazmamak daha iyi. Rahat okunan, fakat akademik bir titizlikle yazılmış biyografilerin bizde de ciddi bir ilgi gördüğünü rahatlıkla söyleyebilirim.

 

Asaf Hâlet Çelebi hakkında bir biyografi yazma fikri nasıl doğdu?

 

Bunu kitabın önsözünde anlattım. Sevdiğim, hakkında zaman zaman yazdığım bir şairdi. Aziz dostum Ali Birinci, Türk Tarih Kurum Başkanı olduğu dönemde bir gün telefon etti, Asaf Hâlet’in özlük dosyasının bir sahhaftan kurum adına satın alındığını ve mutlaka görmem gerektiğini söyledi. Bir Ankara seyahatimde Türk Tarih Kurumu’na uğradım ve sözünü ettiği dosyayı inceleyerek bir makale yazdım. “Büyük Bir Şairin Küçük Memur Olarak Portresi” başlığını taşıyan bu makale benim için hareket noktası oldu. Ayrıca 1940’lar öteden beri ilgilendiğim, bazı çalışmalarımı yaparken derinlemesine öğrendiğim bir dönemdi. Yani Asaf Hâlet’in biyografisini yazmak, benim için cazip bir iş haline gelmişti, yazdım. He’nin İki Gözü İki Çeşme, sadece Asaf Hâlet’in hayatını değil, yaşadığı dönemi de anlattığım bir kitaptır.

 

Asaf Hâlet Çelebi ile çok fazla alay edilmiş… Neden, bunu biraz açabilir misiniz?

 

Asaf Hâlet Çelebi öncü, avangard bir şair. Yeni bir ses bulmuş. Bu yeni ses muhafazakâr dergilerde, değil, özellikle sosyalist aydınların çıkardığı dergilerde kendine yer bulabiliyor. Fakat yetişme tarzıyla, kültürel arka planıyla, konuşma biçimiyle ve hatta ismiyle -Asaf Hâlet Çelebi- o çevreye o kadar yabancı ki… Konuşurken eski kelimeler kullanıyor, İran edebiyatından hoşlanıyor, Farsça şiir yazıyor. Tam Osmanlı bakiyesi bir aydın... Bu yüzden öncü bir şair olarak ortaya çıkması tuhaf karşılanıyor. Dedim ya, ilk şiirlerini yayınladığı dergilerin hepsi sosyalist ve materyalist: Her şey maddeden ibaret, şeklinde düşünüyorlar. Ama Çelebi ilk şiiri ile vahdet-i vücud düşüncesini anlatıyor. Yani Allah’tan başka varlık yok, madde yok diyor. Tuhaf bir durum... İsmi de tuhaf geliyor insanlara. Asaf Hâlet Çelebi, Osmanlılık kokan bir isim… Adamı aslında ismini, ilgilendiği konuları, konuşma üslubunu, kılık kıyafetini, her şeyini küçümsüyor, her şeyiyle alay ediyor, aralarında kendilerini eğlendiren, güldüren, hoşça vakit geçirmelerini sağlayan biri olarak tutuyorlar.

 

Peki, şair, bütün bunların farkında değil miydi?

 

Farkındaydı. Kültürlü, zeki, yeni bir ses ve yeni bir şiir tarzı bulacak kadar kapasiteli bir adam. Onların kendisi ile alay ettiğini, aralarına almak istemediğini ve almalarının herhangi bir sebebi olabileceğini elbette biliyor. Öte yandan Çelebi onlarla alay ediyordu aslında. Kendisi diyor ki, “Bu dünyada ciddiye alınmayı istemek aptallıktır. Onlar benimle alay ediyorsa ben de onlarla ediyorum!” diye düşünüyor. Çelebi ile alay edenler alaya alındıklarının farkında değiller. Bir de Melami-meşrep bir adam. Yani alay edilmekten, kınanmaktan pek çekinmiyor. Zaten biliyorsunuz, çocukluğu ve ilk gençliği tasavvufi tekke çevrelerinde geçmiştir, tasavvufu, tekke ve tarikat âdabını iyi bilir.

 

Sosyalistler alay ederken sağcılar da başka türlü hücum ediyorlar. Yaranamıyor sanki hiçbir yere?

 

Onun şiiri Türkçülerin ve muhafazakârların hiç hoşuna gitmeyen bir şiir… Vezin yok, kafiye yok, mecaza, teşbihe düşman… Bir de çıkmış “Om mani padme hum”, “kama pet kama ta” gibi laflar ediyor… Bu yüzden böyle iki arada bir derede kalmış bir adam.

 

Sadece sanat anlayışı olarak değil, hayat tarzı olarak da iki arada bir derede kalmış bir adam sanki Çelebi? Galatasaray Lisesi’nden mezun olamamış, sadece iki yıllık bir Adalet Meslek Yüksekokulu adında iki yıllık bir okulu bitirip Adliye’de küçük bir memur olarak çalışmış. Daha sonra Deniz Yolları’nda... Hep küçük memur... Son görev yerlerinden biri Beyazıt’taki Belediye Kütüphanesi… Küçük memur olarak hep ezilmiş. Düşünün, dışarıda önemli şahsiyetlerle ahbaplık ediyor, yalılarda misafir oluyor; ama ertesi gün gidiyor kütüphaneye, müdürden fırça yiyor, aşağılanıyor. Neler hissettiğini tahmin edebilirsiniz. Her bakımdan zor bir durum Çelebi’nin durumu.

 

Melezlik diye bir kavram konuşuyoruz şimdi. Asaf Hâlet Çelebi bunu çok önceden keşfetmiş gibi? Mesela ikinci dünya savaşı sırasında Fransa için üzülüyor ve şiir yazıyor. Bu adam bir yandan da mistik bir adam. İki zıt kavram… Oysa biz bu melezliği belki beş on senedir konuşuyoruz.

 

Doğru... Mesela Fransa için şiirinde iki farklı dünyanın masalını bir araya getiriyor: petit-poucet ve “tın tın eder kabâcık”. Melez bir şiir, fakat birbirine benzeyen iki masalla farklı iki dünya ustalıklı bir şekilde bir araya getirilmiş. Bu öyle kolay iş değil yani. Çelebi’nin şiirindeki melezlik, çok katmalı bir melezliktir: Osmanlı kültürü, tasavvuf, Fransız kültürü, Budizm... Kısacası, arka planı son derece zengin bir kültür şiiri yazıyor.

 

Çelebi öldükten sonra, ardından hep ‘Göründüğünden daha bilgili, daha fazlasını yapabilirdi’ denmiş. Fakat hiçbir teşvik de görmemiş yaşadığında?

 

Yok. Merak bile etmiyorlar. Hiç kimse çıkıp da “Şiirinde ‘Om mani padme hum’ diyorsun. Ne demek bu?” diye sormamış. İnanılmaz derecede entelektüel bir kısırlık var. Dolayısıyla entelektüel olarak öne çıkan adamlar fena halde dışlanıyor ve aşağılanıyor, gülünç adamlar haline getiriliyor. Tanpınar da öyledir aslında. Tanpınar ölümünden yıllar sonra keşfedildi. “Kırtıpil Hamdi”ydi o, kendisiyle hep alay edilirdi. Ortama vasatlar hâkimse, belli bir seviyenin üstüne çıkmış olanlar dışlanır. Bugün de böyledir bu. Biraz sınırı aşarsanız sizi aşağı çekerler hemen.

 

Poetikası olan nadir şairlerden Çelebi… Bu bile alay konusu olmuş…

 

Evet, Nurullah Ataç gibi bir adam bile alay ediyor.

 

Zaten Çelebi de “Ataç’ı kişisel olarak severim” dermiş.

 

Aralarında bir dil anlayışı farkı var. Uydurma Türkçe’ye şiddetle karşı Çelebi. Bunu insan haklarına bir tecavüz olarak görüyor. Devlet zoruyla, iletişim araçlarının zoruyla birtakım kelimelerin kabul ettirilmek istenmesini antidemokratik ve insan haklarına aykırı buluyor.

 

Asaf Hâlet’de bir hurufilik ve harflerin matematiğine ilgi meselesi de var…

 

Harflerin matematiği, Hurufilik filan değil. Şiir kitaplarının isimlerini, yani He ve Lamelif’i hem mevcut ortama, hem de o zamana kadar yapılıp edilenlere karşı bir meydan okuma olarak değerlendirmek mümkündür.

 

Politikaya da atılmış?

 

Evet, politikacılığı enteresandır. Uzun uzun anlattım kitapta. Şiirlerinde sosyal mesele hiç yoktur. Yani sosyal meseleler şiirin konusu değildir, o başka bir şeydir diyor. Ama bir fert ve politikacı olarak tek başına kalkıyor, şiirinde dile getiremediği ne kadar sosyal mesele varsa dile getiriyor, Tek Parti’ye karşı, hem de zehir zemberek bir dille… Beyannamesi kitapta var. Bugün savunduklarımıza benzer fikirlere sahip. Tabii verdiği politik mücadele de mizah mecmuaları tarafından alay konusu edilerek itibarsızlaştırılıyor.

 

Şiirlerinde sosyal mesele hiç yoktur, dediniz… Özetle, nasıl bir şiiri var Asaf Hâlet’in?

 

Aşağı yukarı Garip şiiriyle aynı tarihlerde doğan bir şiir... Vezne, kafiyeye, teşbihe, mecaza karşı olmak gibi ortak özellikleri var. Fakat Garip şiiri gündelik hayatı yansıtır. Asaf Hâlet’in şiiri soyut bir şiirdir ve arkasında, az önce de ifade ettim, tasavvuf, eski Mısır, eski Hint, Osmanlı, musiki, hatta resim var.

 

Kitabınızda farklı özellikleri de ortaya çıkıyor Asaf Hâlet’in…

 

Evet, Asaf Hâlet Çelebi bir şair ama aynı zamanda çok güçlü bir musikişinas. Teorisini de bilir, pratiğini de… Bestelerinin de bulunduğunu yeni öğrendim. Ve ressam… Kitapta bir otoportresini yayımladım. Kısa bir süre Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam etmiş. Ressam dostları çok. Kitaplarını onlar resimlemiştir. Onu ressamlar daha iyi anlıyor. Abidin Dino, Arif Dino, Bedri Rahmi, Selim Turan, Fahrünnisa Zeyd en yakın dostları. Fahrünnisa Zeyd, canı sıkıldıkça telefon edip davet edermiş köşküne Çelebi’yi, misafir edermiş.

 

Biyografi çalışmalarınız arasında Yahya Kemal de var, Florinalı Nâzım da… Yani, sadece çok bilinen isimler değil; tanınmayan, sıra dışı isimler de ilginizi çekiyor olmalı?

 

Elbette… Bana sorarsanız, hiç meşhur olmayan sıradan birinin biyografisini iyi yazarsanız bir edebî biyografi kadar ilgi çekebilir.

 

Biyografi yazmayacaksınız herhalde artık?

 

Şimdilik kararım böyle.



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön