DUYURU

Manevi mimarlarımızdan: Hâce Behâeddin-i Nakşibendi



Şâh-ı Nakşibend hazretleri, Orta Asya’nın köklü merkezlerinden Buhara’da dünyaya gelmiş ve sadece Türkistan’ı değil üç kıtayı aydınlatmıştı.

 

Uluslararası Hâce Behâeddin Nakşibend ve Nakşibendîlik Sempozyumu, Bağlarbaşı Kültür merkezinde yerli ve yabancı akademisyenlerin iştirakiyle yapıldı. Aziz Mahmud Hüdâyî Vakfı İstanbul Tasavvuf Araştırmaları Merkezi’nin (İSTAM) koordinatörlüğünde ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilen sempozyumun ilk oturumunu Prof. Dr. Süleyman Derin ve Prof. Dr. Necdet Tosun yönetti. 

 

Şâh-ı Nakşibend hazretleri, Orta Asya’nın köklü merkezlerinden Buhara’da dünyaya gelmiş ve sadece Türkistan’ı değil üç kıtayı aydınlatmıştı. Hâcegân meşalesini tekrar alevlendirmiş, Asyalıların ilmine, irfanına, zarafetine maya çalmıştı. Talebeleri, Hindistan’dan Balkanlara, Yemen’den Kafkaslara yayılmış, insan sevgisi ve mahlukata şefkati aşılamışlardı.  

 

Fatih Sultan Mehmed devrinden itibaren Anadolu’da da gördüğümüz Nakşibendi büyükleri tekke ile medreseyi ayırmadı, sûfî ile ulemayı bir arada tutmayı başardı. Nakşi terbiyesinden geçen müridler hafi zikir yapar, kelime-i tevhid çekerken dillerini ve dudaklarını oynatmazlar. Elleri işte gönülleri zikirdedir. Alın terleri ile geçinir ve etraflarına faydalı olmaya çalışırlar. 

 

Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin yolunu izleyen İmâm-ı Rabbânî müceddidi elf-i sani hazretleri putperestlerin ağırlıkta olduğu Hindistan’da tevhidi yaydı. Ömrü bidatlerle ve yanlışlarla mücadele ile geçti, müritlerini saf temiz kaynaklarla tanıştırdı. Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ise (Delhi de Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin yanında yetişmiştir) meşaleyi İran, Irak, Suriye, Anadolu ve Balkanlara taşıdı.  

 

NAKŞİ NASIL OLUNUR?

 

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, sempozyumda, Nakşi terbiyesini müşahhas bir örnekle sunarak Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin hayatından nakiller yaptı..

 

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri soyu imam-ı Ali Rıza’ya ulaşan bir evlad-ı resul. Moğol istilası ile Bağdat’tan ayrılıp Müküs Arvas’a yerleşiyorlar. Bulundukları köye nispeten Arvasiler deniyor. Ailenin bir kolu Doğubayazıt’a, bir kısmı da Hizan ve Başkala’da mukim oluyor. Başkala nüfusu %80 gayrimüslim iken Arvasilerin vesilesi ile %80’i İslâm’ı seçiyor. 

 

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri 1860 yılında doğuyor. 12 çocuğun en büyüğü, kardeşlerini de yetiştiriyor ki bunlar müftü mebus oluyorlar. Kendisi de Arvas’a gidiyor ve Seyyid Fehim Arvasi hazretlerinden ilim edep öğreniyor. 

 

Sonra babasından kalan miras ile Başkala’ya bir medrese kuruyor. İran sınırından sızan zararlı cereyanlara set oluyor. Sultan Mahmud yapılan hizmetin farkında, hatta cilt cilt kitaplar yolluyor. 

Rus işgali ile hicret ediyor, Niyeti Bağdat’a gitmek, orası işgale uğrayınca Musul’a niyetleniyor, sonra Adana’ya dönüyor. Eskişehir derken İstanbul’a geliyor. 

Medresetü’l-mütehassisine müderris (ord. prof.)tayin ediliyor. 

 

HER HÂLÜKÂRDA…

 

1934’de medreseler kapatılıyor.  Kâşgari Tekkesine çekiliyor. Tekkeler de kapatılıyor. Vefa Lisesinde din dersleri veriyor. Bu sefer okullardan din dersleri kaldırılıyor. İstanbul Müftüsü Fehmi Efendi fahri vaizlik vazifesi veriyor, Ayasofya, Fatih, Eyyûb Sultan, Bayezid, Beyoğlu Ağa, Kadıköy Osmanağa ve Bakırköy camilerinde Beydavi tefsiri okutuyor. Bilhassa Şiratü’l-İslam ve Kimyayı saadeti elinden düşürmüyor. Asla dersini aksatmıyor. Hatta hanımı vefat ettiği gün bile derse çıkıyor ”muhterem cemaat bu gün çok sevdiğim zevcem vefat etti” deyip birer Fatiha istiyor. Cemaat onu bırakmıyor Ayşe Nene Hanım’ın cenazesinde görülmemiş bir kalabalık oluyor. 

Tekkeler kapatıldıktan sonra halka kurmuyor. “Müslüman dine uyar günah işlemez, kanuna uyar suç işlemez” diyor. Tasvip ettiğinden değil, kimsenin canı yansın istemiyor. 

Menemen hadisesinde dinî liderler toplanıyor. Mahkemede savcı soruyor. “Sen şeyh imişsin doğru mu?” 

 

-Eğer şeyh derken Abdülkadir Geylani ve Mevlâna Halid Bağdadi gibi büyükleri kastediyorsanız ben onların topuklarına varamam ama piyasadaki sahtekarlardan bahsediyorsanız onlara da tenezzül etmem asla! 

Bu müdafaa ile beraat ediyor. 

 

SÜRGÜN

 

1943’de İzmir’de mecburi ikamete tabi tutuluyor, sonra Ankara’ya götürülüyor. Ve orada vefat ediyor, Bağlum köyüne defnediliyor. Üç çocuğundan biri Ahmet Mekki Efendi büyük bir âlim Kadıköy Müftülüğünde bulunuyor. Biri memurluk yapan Ahmet Münir Efendi ve kızı Mahide Hanım Van mebusu ile evli bulunuyor…

 

Bütün nakşi şeyhleri aynı şekilde yetişir ama meşrepleri farklıdır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin de hassasiyetleri var. Bir kere bidatlere karşı ehli sünnetin yılmaz müdafii. Hatta adı “Muaviye’nin (Radıyallahu anh) avukatına” çıkıyor. Vehhabilikten kimsenin haberi yokken gençleri ikaz ediyor, yaklaşan fitneye dikkat çekiyor. Yazdığı Risalelerle Cemaleddin Afgani, Abduh gibi modernistlere cevap veriyor. 

 

ESERLERİ

 

Talebelere el kitabı olsun diye Rabita-i şerife risalesini kaleme alıyor, Er-Riyadü Tasavvufiye gibi bir kitabı var tasavvuf ıstılahlarını anlatıyor. Eshab-ı Kiram Risalesi, Ecdad-ı Nebi Risalesi, (Efendimizin dedelerinin hiçbirinin kafir olmadığı hakkındadır, Putçu Azer’in İbrahim aleyhisselamın babası değil amcası olduğunu ispatlar.) Seferi Ahiret Risalesi (ölüme dair hâlleri anlatır) İmam-ı Hüseyin’in şehadetine ve mevlit okumanın meşruiyetine dair eserleri çok tesirli. Yargıtay başsavcısının bir sualine karşı yazdığı “İslam Hukukunda Ceza” mükemmel bir çalışma. İslamda cihat adında bir risalesi daha var. Mektupları sohbetleri de toplanıyor (Keşkül) ama basılamıyor.

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, “Gayem iman. İstanbul camilerinde yıllarca imanı anlattım” buyuruyor. 

 

ÖNCE FIKIH

 

Kendisine intisap edenlere önce fıkıh öğretiyor, farzları yapmadan haramlardan kaçmadan hatta Mevlâna Halid Bağdadi hazretlerinin itikatname kitabını (Kemahlı Feyzullah Efendi Osmanlıcaya çevirmiş talebelerinden H. Hilmi Işık Türkçe basmıştır) okutmadan zikr vermiyor. Müride iki şey lazım buyuruyorlar: Şeriatı Mustafaviyeye imtisal, şeyhi muktedaya muhabbet.

 

Nazariye ile tatbikatı birleştiriyor. Tasavvuf adabından kıl kadar ayrılmıyor. Kendine değil hocasına rabıta yaptırıyor. “Ama biz Seyyid Fehim hazretlerini tanımıyoruz” diyenlere  “Bizim Ahmet Münir’e (annesi Seyyid Fehim hazretlerinin kızıdır) bir sarık yakıştırın tamam” buyuruyor. Malum Nakşi büyükleri Sühreverdi, Çeşti, Kadiri gibi tarikatlardan da talebe yetiştirebilirler ama bunu yapmıyor. Kendi riyazet ve mücahede ile uğraştığı halde (iki defa erbaine girmiştir) talebelerine böyle vazifeler vermiyor. 

 

AHMED AHMED

 

Çok çalışıyor ve vilayeti Ahmediyye ile şerefleniyor, kırk tane oğlum olsa hepsine de Ahmet adı koyardım buyuruyor ki, torunları da Ahmet adı taşıyor.

Mübarek sosyal bir insan, talebelerini kır gezilerine, denize götürüyor. Hayır hasenat yapıyor, yediriyor içiriyor ve bir kuruş miras bırakmıyor. Zenginlerle siyasilerle görüşmekten imtina ediyor.

Mevlâna Halid Hazretlerinin Caliyatü’l-Ekdar diye bir salavat kitabı var aynı Delal-ı Hayrat gibi. Onu ve Divan-ı Halidiye’yi çok okuyor okutuyor. Hatta bir gün Kasımpaşa’ya gidiyorlar kayıkta hafız Hüseyin Efendi yanık bir seda ile divana başlıyor. Kayıkçı gönül ehli “Efendim ben sizden ücret almayacağım” diyor “ama bir şartım var dönüşte de teşrif edin sandalımı!”

“Sen paranı al” buyuruyor, “biz dönüşte yine seni seçeriz meraklanma!”

 

AMA BEN…

 

Bir gün Abdülkadir Geylani hazretlerini anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor ve diyorlar ki “Ama ben İmam-ı Rabbani hazretlerine aşıkım.”

Abdullahı Dehlevi hazretlerinin “bade kitabullah ve bade kütübü resûlullah, efdali kütüp mektubadest” sözünü aktarıyor ve Mektubat okumayanın marifetten nasibi olmaz buyuruyor. 

Dünya hadiselerini takip ediyor, yazarlar konsoloslar fikrini sormaya geliyor. Kapısını çalanlardan biri de Necip Fazıl.

Bir giriyor, bir daha ayrılamıyor.

 

Murat ÖZTEKİN

TÜRKİYE GAZETESİ / KÜLTÜR-SANAT



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön