DUYURU

Barutçugil: Sanat fedakârlığa değer



Fuzuli’nin Su Kasidesi’ni ebruyla tasvir ederek dünyada bir ilke imza atan ebruzen Hikmet Barutçugil: Sanatın küçük bir parçası bile o kadar kıymetli ki, fedakârlığa değiyor...

 

Murat Öztekin

 

Hikmet Barutçugil eşsiz sanatlarımızdan ebruya yeni bir “dalgalanma” katan farklı bir sanatçı… Bu sanatı öğreten bir hocanın bile olmadığı devirde “deneme yanılma” usulüyle su ve boyayı bir araya getirip kendi gayretiyle ebruyu öğrendi. Ardından resimle bu sanatı cemeden Barutçugil “barut ebrusu” olarak anılan tarzı ortaya çıkardı. Dahası asırlar boyunca çok değişmeyen ebruyu kâğıttan farklı formlara taşıdı, yeni motifler ilave etti ona… Bu yüzden de çok fazla tenkit edildi. Hikmet Barutçugil şimdi de Esenler Belediyesi’nin “Uluslararası Tarihî Su Yolu Şehirleri Buluşması” projesi çerçevesinde Fuzuli’nin Peygamber Efendimizi öven 32 beyitlik eşsiz “Su Kasidesi”nin, her bir beytini ebru ile tasvir etti. Bu 32 eserini “Âb-Rû’larda Su Kasidesi” isimli sergide bir araya getiren Barutçugil, dünyada bir ilke imza attı. Biz de kendisiyle atölyesinde buluşarak yeni sergisini ve ebru sanatını konuştuk...

ALTI AY DÜŞÜNDÜK

¥ ‘Su Kasidesi’ gibi benzersiz bir edebî eseri suya işleme fikri nasıl doğdu?

Esenler Belediyesi su ile alakalı projeleri için böyle bir çalışma yapmayı planlamış. Bunun için de beni münasip görüp teklifte bulundular. Projeyi dinleyince, çok büyük heyecan duyup “Aman Ya Rabb’i; bu, büyük bir iş. Nasıl yapabiliriz” diye düşünmeye başladım. Zira Su Kasidesi, dünya literatürüne geçmiş, derin manaları olan bir eser... Altı ay kadar ekip arkadaşlarımla birlikte düşündük; istihareler, istişareler…  

BEYİTLER RÜYAMA GİRDİ

¥ Bahsettiğiniz derin manaları tasvir etmek sizi zorlamadı mı?

Evet, bu eşsiz eseri tasvir etmek hakikaten zor oldu. Bunun için önce beyitleri tek tek ele alıp tasavvur ettim. Fuzuli’nin yazdıkları bazen rüyalarıma bile girdi. Düşünme safhasından sonra kendimize gelerek bir şeyler yapmaya başladık. Zaman zaman yaptıklarımızı beğenmeyerek işe sıfırdan koyulduk. İskender Pala da bize danışmanlık etti. Onun tavsiyeleri sonrası çalışmalarımızda değişiklikler yaptık. Bazı beyitlerin tasvirini yaparken din âlimlerine sorduk ve nihayet 6 ay uğraştık. Yani 4 kişi birlikte toplamda bir sene emek sarf ettik. 

¥ Ebruya çok farklı bir soluk getirdiniz. Bu sanat, sizin için ne manaya geliyor?

Eskilerin bir sözü var: Sanata küllünü vermezsen, cüzünü alamazsın… Ya sanat çok nankör, küçük bir parça (cüz) için her şeyini istiyor; ya da o küçük parça o kadar kıymetli ki yaptığınız fedakârlığa değiyor. Ben ikincisini tercih ediyorum. 

¥ Nasıl başladı ebru hikâyeniz?

Ben 1973 yılında ebruyla tanıştım. Bu sanat bana çok gizemli geldi. Fakat sonrasında ebrunun belirli kalıplar içerisinde sadece kâğıtlara hapsedildiğini gördüm. “Neden böyle olur” diye düşünürken deneme yanılma usulüyle bir şeyler yapmaya başladım. 

¥ Bir hocaya talebe olmak istemediniz mi?

O sıralarda hoca yoktu diyebilirim. Bir tek Mustafa Düzgünman vardı. O da kendi içine kapanık ve iltifat görmediği için herkese küsmüş bir zattı. Zira klasik sanatların imha edildiği, dışlandığı bir devre şahitlik etmişti. Ama güneş balçıkla sıvanamadı tabii. Ağacı köklemediğiniz müddetçe kesilen yerlerinden yeniden filiz verir. Ebru da böyle büyüdü… Çok şükür bizim kadim medeniyetimizdeki köklerimiz sağlam. Şimdi kendi özümüzden gelen sanatlarla yeni bir medeniyet inşa etmeliyiz.

EBRU, SU VE BOYADAN İBARET DEĞİL!

¥ Ebru, bu noktada nerede duruyor?

Bu sanat çok kıymetli fakat tefekkürle inkişaf ettirmemiz lazım. Ebru; boya ve sudan ibaret değil. Bir fikir üretemiyorsak sanat ortaya çıkmaz. Yaptığımız işleri tekâmül ettirmemiz lazım. Bu tekâmülün de bir sınırının olmadığını düşünüyorum. Birilerinin sizi takdir etmesi veya kötülemesi mühim değil. Eğer yaptığınız yeniliklerin estetik temelleri sağlam ve bu yapılan taklit ediliyorsa başarılı olmuş demektir. 

KEBAPTAN SONRA EBRU…

¥ Batı’da da ebruya olan alakada ciddi bir yükseliş var, değil mi?

Eskiden Batı’da “Türkiye” denince akıllara göbek dansı, şiş kebap ve rakı geliyordu. Adamlar haklı, sadece bunlar gösterilmiş. Şimdi ebru da bu listeye eklendi. Hem de artık “marbling” değil bizim gibi “ebru” diyorlar.

 

Ruh hâlin neyse ebruya yansıyor!

 

¥ Su, insanlık için büyük bir rahmet. Ebru sanatındaki yeri de buna yakın galiba?

“Ab-rû”(ebru) su yüzü demek. Tıpkı insan gibi bu sanatın da aslı su… Japon araştırmacı Masaru Emoto, geçtiğimiz yıllarda suyun kristal yapısıyla çevresindeki enerjinin tesiri altında kaldığını ortaya çıkardı. Suyun hafızasının olabileceğinden bahsetti. Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde suyun “hafız” ve “nakil” olduğunu söylemiş. İşte su kasidesi bunu anlatıyor. Biz de suda “Nur-u Muhammedi”yi görüyoruz.

 Bizim derslerimizin üç katı kuralından biri negatif düşünmemektir. Çünkü yıllardır gördü ki, ayarımız ve rengimiz tamam olmasına rağmen bazen ne yapsak istediğimiz neticeyi alamıyorduk. Çok sonraları anladık ki içimizden birinin enerjisi negatif. Ruh hâliniz bir şekilde suya tesir ediyor, su da intikamını alıyor.

İLHAM KAPILARIMI KAPATMIYORUM

¥ Ebruya başka yenilikler katmayı düşünüyor musunuz?

“Bir işi bitirdiğinde hemen başka bir işe başla” emr-i ilahisi çalışmalarımda bana yön veriyor. Çok şükür ilham kapılarımı kapatmıyorum. Bir gün batımından, bir kitapta geçen ifadeden, tatlı bir sözden bile yeni şeyler çıkarabiliyorum. Hayat kısa, sanat sonsuz…

 

TÜRKİYE GAZETESİ / KÜLTÜR-SANAT



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön