DUYURU

Osmanlı dünyadan ‘bihaber’ değildi!



Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan “Osmanlı, Avrupalıların haber alamadığı kaynaklardan bile istihbarat edinebiliyordu. Ticaretin kalbi olan İstanbul, Venedik gibi istihbaratın da merkeziydi” diyor.

Osmanlının ihtişamlı yılları hep anlatıladurur ama bunun arkasındaki istihbarat gücü es geçilir. Tarihçi Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan, çok az temas edilmiş bir mevzuyu ele alarak 16. asırdaki casusluk faaliyetlerine dair çarpıcı bir kitap meydana getirdi. Kronik Yayınlarından çıkan “Sultanın Casusları: 16. Yüzyılda İstihbarat, Sabotaj ve Rüşvet Ağları”, orijinal vesikalarla Osmanlının karanlıkta kalan istihbarat cihetini aydınlatıyor. Akademik yönü güçlü olan eser, oryantalist yazarlarca “dünyadan bihaber” olmakla suçlanan Osmanlının entelektüel ve askerî her gelişmeyi nasıl anbean takip etiğini ortaya koyuyor. Biz de Doç. Dr. Gürkan ile kitabını ve Osmanlıdaki casusluk faaliyetlerini konuştuk…

 ¥ Daha önce üzerinde pek durulmamış bu mevzuyu araştırmaya sizi iten şey neydi?

 Akademik çalışmalarımda korsanları araştırıyordum. Vesikalar beni spontane bir şekilde 16. asırdaki Osmanlı casuslarına götürdü. Karanlıkta kalmış bu mevzu çok dikkatimi çekti. O devirdeki casusluk faaliyetlerini araştırabilmek için İspanyolca, Fransızca ve İtalyancayı iyi bilmeniz lazım. Bu lisanları bildiğim için bana farklı bir yol açılmış oldu. 

¥ Kitabı ortaya çıkarmak çok kolay olmadı sanırım… 

 Osmanlı Arşivleri, maliye ve kurum tarihi yapıyorsanız muhteşemdir. Fakat bu arşivlerde istihbarata dair malumat az. “Şu geldi, şu gitti…” tarzında ifadeler var ama aristokrasi olmadığı için insan hikâyesi çok fazla yok. Bu yüzden çok kolay olduğunu söyleyemem.

İLK CASUSLUK FAALİYETLERİ

¥ Nasıl bir yol izlediniz peki?

Özellikle 16. asrı araştırıyorsanız, belirli bir konuya bağlı kalamıyorsunuz. Beni de vesikalar yönlendirdi açıkçası. Osmanlı Arşivleri, İspanya’daki Simancas Arşivi ve Venedik Arşivi gibi yerlerde araştırma yaptım. Tek tek casuslar hakkında bilgilere ulaşmaya çalıştım. Önceleri İspanyol ajanlar çok çıktı karşıma. Herkes “Osmanlı İmparatorluğu’nda casusluk vardı” deyip malumu ilam ediyordu. Bu hususta derinlemesine bir şeyler yazıp, bir ilki gerçekleştirmek için keşfettiğim bilgileri bir kitaba dönüştürmeye karar verdim. 

¥ Osmanlıda sistemli istihbarat toplama işi hangi tarihe kadar gidiyor?

 Devletin kurulduğu günden beri istihbarat toplama işi yapılıyordu. Osman Bey’in Bizans’a karşı yaptıkları biliniyor. Fakat müesseseleşmiş istihbarat işi dünyanın her yerinde 19. asır sonrasında başladı. 

¥ Bernard Lewis gibi Batılıların tekrar ettiği “Osmanlı dünyadan habersizdi” sözü ne kadar doğru? 

 Osmanlının, Atlas Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na kadar faaliyet gösteren bir süper güç olduğu malum. Osmanlı, kozmopolit bir başşehre sahip olduğu için, Avrupalı devletlerin haber alamadığı kaynaklardan bile haber alabiliyordu. Sadece istihbari değil, diğer entelektüel gelişmelerden habersiz olmadıkları akademik çalışmalarla ortaya koyulmuş durumda. Dünyanın bir köşesinde bir şey yaşandığında, iki üç ay içerisinde haberi Osmanlıya geliyordu. Bunun Avrupa’nın haber merkezi olan Venedik’e gelen enformasyonun hızına yakın olduğunu görüyoruz. Ticaretin kalbi olan İstanbul, tıpkı Roma ve Venedik gibi istihbaratın da merkeziydi. 

HEM TÜCCAR HEM CASUS

¥ 16. asırdaki casuslar nasıl kişilerdi?

 O yıllarda istihbarat işi yapan kişilere hususi bir eğitim verilmiyordu. Hepsinin başka meslek ve uğraşları vardı. Mesela bir pamuk tüccarı casus olabiliyordu. Bir ülkeden getirdiği pamukla birlikte öğrendiği bilgileri de pazarlıyordu. Korsan ve papazlar da ajanlık maksadıyla kullanılıyordu. Ajanların mühim bir kısmı azınlıklardan ve farklı kültürlere temas etmiş kişilerden seçiliyordu. Sonra, casuslar iyi lisan biliyorlardı. Şifre kullanabilmek gibi bazı tekniklere vâkıftılar. Ağızlarının da sıkı olması gerekiyordu fakat benim incelediğim casusların çoğu geveze...

 

Papa’yı kandıran Osmanlı ajanı

 

¥ Peki, Osmanlı büyük operasyonlar yapabilmiş mi bu şartlarda?

 Eğitim ve müessese olmadığı hâlde büyük işler yapılmış. Mesela Osmanlı casusu Baron de la Fage, İtalya’ya gönderilmiş. Floransa Dükü’nü kandırıp, Roma’da Papa’nın makamına çıkmayı başarmış. Orada Papa’yı aldatarak kendisinden imtiyaz belgesi almış. Baron de la Fage, seyahatinde öğrendikleriyle İstanbul’daki İspanyol casus şebekesini çökertmiş. O yıllarda İstanbul’a konuşlanmış,  İspanya’ya çalışan 112 casusu varmış. Tabii başarısız operasyonlar da olmuş. Mesela Napolili meşhur filozof Tommaso Campanella, Osmanlının desteğiyle işgalci İspanyollara karşı ayaklanma planlamıştı. Fakat başarılı olamayıp yakayı ele verdi. 

¥ O yıllarda ajanlar nasıl mesaj iletiyordu?

Eskiden de çok farklı şifreleme usulleri vardı. Zira yazışmalarda anlaşılamamak çok mühimdi. Bunun için özel karışımlarla hazırlanmış, görünmez mürekkep kullanılıyordu. Üst kısmına farklı şeyler yazılıp, altındaki boşluğa mesaj işleniyordu. Ayrıca beden diliyle de bazı mesajlar aktarılıyordu. Kulağa dokunup mesaj veriliyor, el hareketiyle başka bilgi aktarılıyordu. Sonra,  kullanılan gizi bir takım suikast düzenekleri o yıllarda da mevcuttu. 

 

GÖRÜNMEZ MÜREKKEPLİ MEKTUP

 

En zor okunan casus mektupları görünmez mürekkeple yazılmış olanlarmış… Bu mektuplardaki yazı ateşe tutularak ortaya çıkarılıyormuş…



VİDEOLAR
FOTOĞRAF GALERİSİ
VAKIF TOPLANTILARI
XD CINEMA
EDEBİYAT KIRAATHANESİ
Üyeleri arasında Celâl Bayar, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Ahmet Aydın Bolak, Ali Naili Erdem, Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Prof. Dr. Sabahattin Zaim gibi ülkemizin değerli şahsiyetlerinin yer aldığı Türk Edebiyatı Vakfı, Ahmet Kabaklı'nın girişimiyle 1978 yılında kuruldu.

KİTAPLARIMIZI SATIN ALMAK İÇİN

www.kitapyurdu.com

www.kitapyurdu.eu

www.idefix.com

Başa Dön